Sizlerden acı çalmaya, cebinize neşe koymaya!
- Malibilgic
- 1 gün önce
- 5 dakikada okunur

Nereden başlayacağımı bilmediğim bir yazıdır bu cümlenin başlangıcını üstlendiği aha da bu yazı. Buradaki 'yazı' kader anlamında kullanılan yazı değil elbette. Ve lakin o anlama da gelecek bu yazının ilerleyen kısımlarında, demedi demeyin. Çünkü dersiniz siz biliyorum...
Yine siz daha sormadan "Bu kadar şeyi ne ara yaptın, bizi mi kandırıyorsun?" sorusunu, ben peşin ödemeli taksitsiz tek çekim cevap vereyim. Evet, hepsini aynı anda yaptım. Hepsine şahit olan dostlar da var. Ama siz yine de sorarsınız bilirim bu soruyu. Çünkü sizde; oyun çıkışı terli oyuncunun elini sıkıp, önce tebrik edip sonra da hemen "ama bir şey diyeceğim" diyen ve 2 saat bütün ekibi kitleyen, kendini sanat sever zanneden 'san-at' insanı bir durum var. Sorarsınız... Sormadan söyledim işte. Evet, hepsini aynı anda yaptım. Çünkü neden? Çünkü yapabiliyorum. Siz yapamadınız ya da yapana şahit olmadınız diye bu hayatın ve evrenin sınırlarını kendine yontan biriyle karşılaşınca "hasiktir ordan" demeniz o kişinin umurunda pek de olmuyor. Yapmış bitmiş. Ortada her şey. Siz sora ve konuşa durun. Ama durun. Bir yerde...
Her neyse. Zıtlıklar ile örülü hayatım yine örülmekte ve ben 19 yaşımda kendi radyo programımı yapma derdindeyim. Üstelik konuşmayı bile sevmezken neden böyle bir dertteyim kimse bilmiyor. Bir ben biliyorum. Çünkü sokakta yatarken de, yurtlarda kalırken de, akrabaların evine satılırken de radyo dinliyordum. Başka lüksünüz olamaz. Bakkaldan 10 liraya bir radyo alırsınız, dandirikten bir kulaklık takarsınız ve kitap okurken radyoda sevdiğiniz şarkı çıkacak diye beklersiniz. Beklerken de orada kimi insanlar program yaparlar. Başta ne saçmalıyorlar dersiniz, sonra onların program saatlerini beklemeye başlarsınız. Çünkü mp3 çalar pahalı ve zaten mp3 de daha yeni yeni bir 3. Kendisinin haberi yok daha. Sizin nereden haberiniz olsun?
Herhalde bundan mütevellit, biraz büyüyüp 19 yaşına gelince, radyo programı yapacağım diyorum ama nasıl ve ne şekilde yapacağım öğrenmekteyim. Mikrofonum bile yok. Bir İnternet radyosu kurmak istiyorum. İnternetle o sıralar ilişkim, Google a Google yazmaktan ibaret. Kafaya koyuyorum ama yapacağım. Bir arkadaşıma zamanın sopsosyal medyası yüzkitabından mesaj atıyorum. Diyorum böyle böyle. Aa diyor, bende mikrofon var. Mehmet meğer önceleri rap yapmış kuzeni ile beraber. Evlerinin gardrobunu boşaltıp, bir mikrofon takıp oraya, acayip bir stüdyo yapmışlar. Ama artık mikrofon boşta. Ben sana veririm diyor o sıralar saçı olan ve omuzlarına dökülen Mehmet. Ama tek bir şartla... Sen de bana kulaklık al.
Gidiyorum kulaklık alıyorum son paramla ve verdiği adrese gidiyorum. Kapıyı çalıyorum. Mehmetle ilk defa yüzyüze geliyoruz. Çünkü ona beni yönlendiren kişi de rahmetli Ergün. Mehmet var Konyada o sana yardımcı olur dedi de öyle yazdım Mehmete. Ergün olmasa tanışamayacağız! Gel diyor Mehmet, içeri buyur ediyor. Annesi geliyor, Aynur anne. İlk lafı "ne değişik çocukmuş lan bu!" oluyor Aynur annenin. Gülüyoruz hep beraber. Alper de Mehmetin odasında duruyor. Öyle durmak gibi bir görevi var o sıralar Alperin Mehmetin odasında. Akşam olunca evine gidiyor o da. Kaytan bıyıkları var o sıra Alperin. İlk tanışıklığımız Alperle, işte böyle oluyor.
Alıyorum mikrofonu eve geliyorum. Her şey tamam gibi. Ama hala işin yayın kısmı eksik. Öğreniyorum internetten yayın yapmasını. Başlıyorum yayınlara.
İlk yayınım bombok. Toplam 3 dinleyen var, biri ben! Zaten paylaştığım linkten geliyor görebilenler. Sonraları yine rahmetli Ergün bana bir kallavi web sitesi yaptı iş ciddileşince, o zamanlar daha iyi oldu...
Üçlü Koltuk diyorum radyo programımın adına. Çünkü ergenken, babam daha okuldan gelmeden evde yalnız onu beklerken, bir üçlü koltuk vardı. Değişik ve alengirli bir koltuktu. Oldukça eski. İsteyince yatak oluyor iki kişilik, isteyince koltuk oluyor! Hani zorlasa bazen masa falan da olacak ama yaşlı, dermanı yetmiyor. İşte oraya oturur, ajanda gibi bir deftere hayallerimi yazardım. Oraya da not almıştım, radyo programı yapacağım! Sonra aklıma geldi.... Madem öyle programın adı Üçlü Koltuk olsun dedim!
Daha önceki yazılarda bahsettim, üniversitede adım tiyatrocu çocuğa çıktı diye. Hobi olarak radyo programı yapıyorum kendi özgün ve yalnız sitemde. Ama reklam yok. Okulun radyosu da yok. Olsa gidip orada yapacağım ama yok! En iyisi diyorum reklam yapayım.
Bastırıyorum tam bin tane el broşürü. Başlıyorum kantinde dağıtmaya. İki gün, üç gün... Üçüncü gün bazı kallavi abiler tutuyorlar kolumdan, başka bir binaya beni aynen taşıyorlar. Noluyor ulan! İnsan kaçırıyorlar imdat! Bir odaya koyuyorlar beni. Masa var, afilli koltuk var. Bekliyorum...
Bir adam geliyor. Merhaba genç insan diyor, ben rektörün! Hasbinallaaah... Rektörüm çağırsanız, alsanız randevunuzu ben zaten sizinle görüşürüm neden zorla adam kaçırıyorsunuz? Ha? Napıyım, döveyim mi şimdi sizi demeye kalmadan lafa tekrar giriyor.
Tebrik ederim, diyor... Radyo programı yapıp okulumuza değer katmışsın. Ama bil bakalım okulumuzda ne yok? Okulun kendi radyosu! Bu yüzden bunu okulda duyurman doğru değil. Ver bakayım bana da bir broşür... Hmmm... Güzel broşür... Ama bak bence bunu okul içinde değil, tam dışında el altından, benim de haberim olmadan dağıt. Tamam mı koçum? Ama vazgeçme bak! Devam et bu işe!
Diyip beni yolluyor. Hem gazı almış hem de bok gibi kalmış şekilde çıkıyorum binadan. Ve fakat az da olsa bir kitlem var. O zamanki dostlarımı az darlamadım radyo programımı dinleyin diye. İrfanla yapmaya başladık programı. Sevgili Sinan'ın evinde, herkes eğlenmeye çalışırken ben İrfanı darlayıp "Bugün program günü, başka bir halt yiyemeyiz!" diyip, sinanın kırık sandalyesine koyup mikrofonu bok gibi yayınlar yaptık.
Sonra Nurullah ile haftada 2 gün! Az kahrımı çekmedi o da. Ama seviyordu. Sabah okula gider, akşam işe gider, çıkar bana gelir, gece 2 ye kadar program yapar, bende kalır, sabah yine kalkar giderdi. Parasızlıktan balık krakeri ekmek arası yiyip "Balık ekmek yiyoruz ulan daha ne!" derdik.
Seneler geçti. Pandemide bana gün doğdu. Radyo programı o ara rağbet görür gibi oldu. Her şeyi gibi pandemi de bitti, Allah rağbet eyledi programa... Ama o ara uzaktan bağlantı teknolojisi Üçlü Koltuk podcast kaydettik sevgili Alper ile. Hala Spotifyda durur.
Yine seneler sonra bir radyo binasında buldum kendimi. Müthiş bir adam var karşımda. Yılların radyocusu. Bikaç mail, sayısız telefon araması ile darlamışım adamı. En son "Yahu çayın da mı yok, bi görüşelim, sevmezsen çayını iç kalk dersin!" dedim adama. Telefonda kahkahalar eşliğinde tamam ulan gel dedi.
Gittim görüşmeye, iki kelamdan sonra "Programının adı ne olacak ve hangi günler yapacaksın?" dedi. Başka bir şey sormadı bile. Ertesi gün başladı benim frekanssal hayatım. Engin ile önce başka programcıları izlemeye gittik, radyodaki işleyişi öğrenmek için. İlk program, sesim radyosfer tabakasında "Sizlerden acı çalmaya, cebinize neşe koymaya geldim!" diye yankılanıyor! Üniversiteden beri, ara sıra konuk da aldığım sevgili dostum Yunus bu duruma inanamıyor "Hadi lan Bi de para mı veriyorlar sana bunun için?!" diyor.
Evlilik teklifimi de radyoda canlı yayında yaptım. Önce bir şiir okudum. Pek okumam şiir radyoda, hatta hiç okumam. O sıralar hayatıma müthiş bir kadın girmiş. Şaşkınım. Ne bok yiyeceğim bu güzelliğin karşısında diye. Ve programa hayran olmuş, o yüzden daha da şaşkınım. Onunla yapıyoruz programları, bazen Eylül de geliyor. Engin İstanbula göçmüş, biz Enginin çıktığı daireye çökmüş, evlilik kesinleşmiş ama teklif yok. Girdim şiire. Bir de gücümün yettiği onun asla hak etmediği mor bir yüzük... Bitince çıkardım ve canlı yayında teklif ettim. Allaha çok şükür kabul etti, hayatımı böylece kurtarmış oldu... Şükran da bana canlı yayında teklif etti... Eylülün geldiği bir gündü, benim sunduğum bir köşe vardı. Bilgili Silgi köşesi. Ben yapacağım dedi. Sorular soruluyor bu köşede. Sordu sordu, sorular hep benimle alakalı. Sonunda da teklif etti! Eylül de kayıt altına alıp, gazeteci bir arkadaşına göndermiş. Türkiye çapında haber oldu. Hatta öyle bir haber ki, program Şükranın gibi yapmışlar programı! Ben geçerken uğramışım gibi. Benim teklif araya kaynadı yani anlayacağınız. Ama önemli olan o değildi zaten. Mutluluktan havalara uçmaktı önemli olan. Uçtuk. Hayatımın en güzel programıydı.
Üçlü Koltuk garip bir hikaye. Kendi yazısını yazdı. İşte buradaki yazı kader anlamında olan yazı. Dedik ama iki dakika önce değil mi o anlama da gelecek diye.
Düşişleri sahneyi açınca, Üçlü Koltuk Talk Show olarak sahnede konuklu, seyircili, orkestralı şekilde de yaptık. Aynı anda radyodan canlı yayında! Radyo şaşkın, uzaktan yayını nasıl yapıyor ulan bu hergele diyor! Durun diyorum, daha size neler edeceğim!
Mehmet, Ergün, İrfan, Nurullah, Alper, Engin, Şükran, Eylül ve daha niceleri... Çok emek verdiler Üçlü Koltuğa. Var olsunlar...
Seneler sonra nedense, ikinci bir program ihtiyacı hasıl oluyor bünyemde. Biraz daha sakin bir şeyler yapmak istiyorum. Miskin Gece doğuyor. Önce Hasan, sonra Cem geçiyor karşıma. Cem şarkıları plaktan çalıyor, ben sadece çene çalıyorum onunla. Miskin Gece de çok seviliyor...
Ergen Mali bir çok amaçlı üçlü koltuğa oturup notlar alıyor. Gidiyorum yanına. Napıyorsun lan diyorum. Hiiiç, ilerde yapmak istediklerimi not alıyorum diyor. Tamam diyorum. Bir tanesinin yanına tik atabilirsin...
